Penceremizin önüne konmuş ürkek bir güvercin, çöp kamyonu gelmeden önce bıraktığımız çöp poşetini biz uzaklaştıktan hemen sonra kurcalamaya hazır bir kedi ya da bir parça yiyecek ve içten bir sevgi aramak uğruna kâinatın gezginleri gibi dolaşan köpekler… Her canlı gibi yaşama hakkı ve sevgi ihtiyacı olup, bizlerle bir dostluk bağı kurmaya eğilimli; ancak kendi aralarındaki üstünlük mücadelesi haricinde, biz insanlarca da bir yaşam savaşı vermeye mecbur bırakılan, hiçbir yere sığdırılamayan, istenmeyen sokak sakinleridir hayvanlar. Ve bu sakinlerin, çoğu kez bir yırtıcıdan daha tehlikeli, ayrıca hiç de sakin olmayan düşmanları olan bizler… Yani, onları kendi vahşi doğasındakinden bile daha korunmasız ve aciz bırakan, onlarla bir türlü iyi ve güzel ilişkiler kurmayı beceremeyen, tüm canlıların yüz karası insancıklar!
Onlardan şikâyet etmek, korkmak ve onlara iftira etmek için hazırda her zaman cevabı bulunan bu insancıklar; hayvan haklarını savunan sivil toplum kuruluşları ve derneklerin, kendi imkânları ile her türlü desteği sağlayan hayvan severlerin ve o hayvanlara soğukta paltosunu saran, yağmurda şemsiyesini bırakan, onları hastalandığında sırtında veterinere götüren çocukların yanında ne kadar da eğreti duruyor değil mi? Çok mu zor sanki kuşların gagalarındaki ekmeklerin mal sahibi olmak, artan yiyecekleri onların ulaşabileceği bir yere koymak, belki bir barınak yapabilmek, belki de evimizin önüne bir kap su koyabilmek? Ya da en azından kurum ve kuruluşlarca sokaklara ve belirli yerlere bırakılmış yaşam malzemeleri ve barınaklara zarar vermemek çok mu zor yani?
Bir sevgisizliktir, merhametsizliktir almış başını gidiyor! Her geçen gün kitle iletişim araçlarında hayvan dostlarımıza yapılan hunharca davranışları, taşlı-sopalı eziyetleri, işkenceleri hatta tecavüzleri irkilerek izliyoruz. Hatta onların zehirlenmelerine, kurşunlanmalarına, rahatsız ettiği ileri sürülenlerin ağzı kapalı bir çuval içerisinde ölüme terkedilmesine, patilerinin kesilmesine ve tecavüze uğramalarına dair her türlü bilgi ve görüntüye dayanamayarak, başka bir haber ya da şeyle ilgilenmeyi tercih ediyoruz. Bu nasıl bir canilik, vicdansızlık ve bu nasıl bir sapkınlık? Ele batan bir kıymık bile can yakıcı olabiliyorken, bir canlıya nasıl bu kadar canavarca hisle yaklaşılabilir? Hayvanlara karşı bu yaklaşım ve tutum içerisinde olanların, insanlara karşı oluşturabileceği tehdit sadece beni mi ürkütüyor yoksa? Şimdi bir kez daha düşünmek gerekiyor belki de, hangi canlıda korkuya kapılmamız gerektiğini…
Bu vahşetin, toplumsal dışlanma haricinde bir de kanuni boyutu var elbette. Yani “ kabahat” olarak adlandırılmış boyutu! Bu “kabahat” kapsamında bu insancıklar, bir mal ya da eşya olarak görülen sokak hayvanlarına yapılan her türlü eylemin karşılığı olarak, kolay ödeme seçeneklerine sahip idari para cezaları ile taçlandırılıyorlar( ! ) Bu eziyet ve caniliğin her geçen gün katlanarak arttığına bakılırsa, idari para cezalarının yeterli olmadığı ve bir caydırıcılık sağlamadığı da aşikâr…
Hz Muhammed ( sâllâllâhu aleyhi ve sellem ) bir Hadis-i Şerif’inde: “ Bütün canlılara merhamet edin. Bir hayvan gördüğünüzde ekmek-su verin. Bu öyle büyük bir sevaptır ki, bunu gören melekler o kimseyi alkışlar ve bunun sevabını yazmaktan elleri yorulur.” İfadesini buyurmuşken, şu kendini bilmezlerin yaptığına bir bakın!
Peki, yazlıklarına giderken, çocuğun hayvan sevgisi kazanması amacıyla bir hayvan sahiplenerek, tatil dönüşü o hayvanı kaderine terk eden aileye ne demeli? Kendisini tekrar bir mücadelenin içerisinde bulan hayvana mı üzülmeli, yoksa çocuğuna dolaylı yoldan bile olsa “aldığın sorumluluğu sıkıştığın yerde bir kenara at” mesajını veren aileye mi isyan etmeli? Ya, sokak hayvanlarını beslemek bahanesi ile yemek tenceresini yolun kenarına boşaltanları; bilinçsizce çöpe atılan kesici ve delici aletlerin, karnını çoğunlukla çöplerden doyurmak zorunda olan hayvanlarda yol açtığı ıstıraba ne yapmalı? Biraz anlayış ve merhamet yahu!
Yani diyeceğim o ki; çoğu kez kendi haline terkedilmiş bu hayvanların sokaktaki yaşama tutunma mücadelesine ilave edeceğin bir şeyler yoksa bile, olanı eksiltme yeter!