Günler atlamaktayken birbirinin üzerinden, sonu sensizlikle bitecek bir dönem, içinde olduğum, harbi yorulduğum. Git gide de alıştığım ama. Yokluğuna gözyaşından ziyade boş bakışlar biriktiriyorum son çeyreğine girdiğimiz mevzubahis zamanlarda.
Bir zamanki anlamın ruhumda noksan, kalbimde yitirecek bir sabah, biliyorum.
Anlıyorum olan biten her şeyin nedenini de kalkıp sorması, işte onu yapamıyorum, ne de olsa ellerimde bavullarla vedama an sayıyorum. Her andaysa bir dal daha yakıyor, ufka bakıyor, seni anıyorum, hissediyorsundur belki zeyreğim.
Günden güne eriyerek, henüz vakit erken iken hayli uzaklaşmışım iskeleden.
Bir gün gelecek, ikimizde bu şehirde olmayacağız fakat o günün gelmesine henüz çok varken gitmekte oluşum, yarım bırakışım bizi, yarımı bile bu denli yakıyorken ciğerimi, acaba tamamını yaşamaya şansımız olsaydı nasıl sevecek, anacak, anlayacaktık birbirimizi?
Bahanelere doyamadan sorular sorardık birbirimize bir zamanlar, oysa şimdi senin uzaklara olan bakışlarında aramaktayım kendimi. Nasıl da uzakmışım, dünyalar kadar sana. Geç anladım, ağladım.
Bundan sonrasında ne olur bilinmez ama sensiz bir hayata yüz tutan şu zamana bile kırgınım, gene de bir anlamı yok kırgınlığımın, nitekim tüm suçlusu benim, ışık saçan merhabamızın küslük ile bitmesinin.
Özür dilerim zeyreğim, biliyorum affetmeyeceğini, geçmeyeceğini.
Geçmesin de zaten isteyen kim ki?
Bakma sen bana, çorba gibi kafam, bunlar hep kaybedişimin vicdanıma son saniye tesellisi.
Sindirmeye zorluyorum midemi, görenler soruyor ne oldu da kaybettin diye zeyreğini, bilmiyorum diyorum, bilsem de ne önemi var öyle değil mi?
Ne de olsa bakışların, en kirli aynaların netliğine eşdeğer. O derece hasretim gözlerinde gözlerimi görmelere. Yanındayken ki o evhamlı haline kısık sesle gülmelere.
Hangi taksimetre ölçer bizim mesafenin bedelini?
Ölçemez gerçi, bilirim.
Zira hükmen sessizliğinin gürültüsüne, gök kanamış.
Kalp sızlasa çok mu.