Otobüs Koltuğundayken Camdan Daha Buğulu Yüreğim

Kaynak belirtilmedi

Sayılı seferlerim kaldı bizi yıllar evvelinde buluşturan şehre kalkacak olan. Günden güne veda en somut hallerini göstermeye hazırlanıyor bana, bana evet. Senlik bir durum yok ne de olsa. Restini çektin ve bizi bitirdin sen, üstelik biz bile olamamışken.

Her hikâyenin ille de başlaması mı lazımmış bitmesi için?

Buruk siluetler eşliğinde gelen el sallamaları aşktan sayamaz mıyız?

Kopmakta olan bağları hangi tutkalla sıklaştıracağız?

Veyahut gerek var mı buna?

Yok derim, olmasın keza, olmadı da baksanıza.

İlk anlardaki o enerjiye, meraka, sonuna çeyrek kalan heveslerin attığı adımlara yenik düşmeseydik, acaba, şu an nasıl bir gelecekte birbirimizi anıyor olurduk?

Merak ediyorum.

Her şeyi berbat etmeseydim o zaman, şu ana ne gibi bir hatıra yumağımız vardı, geçmişten yanımıza kâr kalan, olmadı.

Kaybettirdi zaman.

Uzaktan bakarak seyreden iki yabancının son dansını kim kaçırmak ister?

Yalnızlığı bendenize sütliman olan bu kentten kalkacak bir otobüs, içinde bir avuç naçizane insan, her biri kendi masalına saatler sayan. Onlarca veda edilmeye hazırlanıyor belki de tam olarak şu anda.

Yüzlerce yüz birilerine bir defa daha sarılmanın hayaliyle oturuyor koltuklara, oysa ben saçlarının rengini de unutmuşum, baksam da hatırlayamıyorum, sana kalkan otobüslerde hep buğulu camdan bile daha buğulu vaziyete olan yüreğim, ağırlaşıyor sana yaklaştıkça gözbebeklerim.

Kapanacak görür görmez, bilirim.

Açık da olsa gerçi, kaç bakışla kapatabiliriz arayı, ha zeyreğim?

Ya da soruyu doğru telden sormalıyım; Kaç yolculuk lazım, tekrardan yüz yüze bakabilmemize?

İşte tam olarak öyle bir meseleyiz artık. Bitmiş gitmiş bir mesele ama mezarlık arada bir sulanmak istiyor, can lazım kan lazım yoksa şişecek o beden toprak altında.

Hevesi diriltmek lazım tekrardan yüzüstü uğramamak uğruna, zira buruk bir hevese her yerden vuran vurana. Yılanın derisini yenileme zamanı geldi de geçiyor bile, baksana, vazgeçtim lan, bakma artık bana.

Bırak gözlerim gözlerinin rengini de unutsun, sesin hala silik, onu da artık duymak isteyenlere sakla.

Şehrini.

Merhametini.

Hayallerini.

Geçmişini.

Bir kafede çay kahve içtiğimiz birkaç kişiyi.

Saygı duyduğumuz insanları.

Uğrunda buluştuğumuz sıraları.

Edilen o güzel sözleri.

Aldım.

Ömrümün sonuna dek sessize aldım, içinde sen geçen her şeyi.

Bozulmasın ritüelim, bir günü daha hislerimizden haberdar bir şekilde, ama ayrı rüzgârlarda sörf yaparak geçirelim, bilirsin, düzenli aralıklarla sınarmış hayat güzel sevenleri.

Kalplerindeki sevgileri nefrete dönüşebilmiş mi diye.

Gelgelelim artık sana ithafen yazılan satırlarda sevgi sözcüklerim yok.

Geçmişten kalan burukluklar, boşaltılmayı bekleyen kül tabakları ve kahve kokulu bardaklarım var, bir de hayal kırıklıklarım, hepsinden ağır, bir o kadar da beyhude uğraşlar.

Hele ki unutmaya yüz tutan yüreklere karavana buseler kondurmak, bir başka ruhta sevdiceği aramak.

Lüzumu yok bunlara, çivi çiviyi sökse bile o deliği kapamaz.

Sadece derinleştirir.

Bir gün elbet ikinci çivi de düşecektir ve altından çıkacak o koskoca deliği kim bilir, kaç masum insanın hevesleriyle tıkarsınız?

Ben tıkarken ne kadar aptallık yaptığımı anladım zeyreğim, bu yüzden artık yalnızlığa daha sıkı sarılır bir haldeyim.

Sayende, her geçen gün geçmişe dair anıları tek celsede yakabilecek biri haline geldim.

Sayemde, sessizliğin altında kopan çığlıkların adının da “aşk” olabileceğini fark ettin.

Sayende, aşkla nefretin arasındaki ince çizgi üzerinde sıkça seyahat halindeyim.

Sayende, uzun gece yolcuklarında içime içime ağlarken kimseden mendil almamayı öğrendim.

Sayemde, ilhamın da şiire yenilebileceği fark ettin.

Sayende, yarım bırakmam dediğim bir yolda, ellerim boş, naçizane haykırmalarla yetindim.

Ve sayende, bu şehre aşkla bakan gözlerimdeki sevgimi yitirdim.

Sen hep bir şeyleri fark ederken.

Ben yitirdim, yetindim, öğrendim ve bu hale geldim.

Sen ise bir yerlerde sevmeye ve sevilmeye hep devam ederken, yalnızca yaşadığım ızdırabı fark edemedin.

Ne de olsa, yakınlarının nezdinde, kırmızı başlıklı kızın başına bela olan o kurttan halliceydim.

Olsun.

Bu kez oldu keza.

Baksanıza.

Selam Ben Emirhan
Yolunun daha henüz çok çok başında olduğunun farkında olan az insan var hayatta, henüz bir başarı elde edemeden kendini alim sanan çakma filozoflar var, insan, nankör ve kibirli olmasıyla tanınır, ben ise halktan biri, ülkedeki milyonlarca gençten yalnızca bir tanesiyim, Selam, ben Emirhan.
Önceki
Nörobilim derken? Ben beyinci olacağım
Sonraki
Geldim Yine Buradayım İşte

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.