Aslına bakarsanır bu bestenin iki hikayesi var (Okurken tavsiyem aynı zamanda dinlemeniz https://www.youtube.com/watch?v=Bjjo5KuIabU )
- Birinci hikaye bestenin nasıl ortaya çıktığı ile alakalı
İlk hikaye Kafkasyada geçiyor, Kafkasyanın bir dağ köyünde. Şamil adında bir genç. Uzun boylu, kara kaşlı, kara gözlü… Yağız bir delikanlı… Bkanı bir daha dönüp baktıracak tarzda yakışıklı bir delikanlı. Bu delikanlı geçimini düğünlerde, şenliklerde akordiyon çalarak yapıyor. Bir gün yine böyle bir düğüne çağrılıyor. Şamil de akordiyonunu alıp düğüne iştirak ediyor. Başlıyor çalmaya… Klasik düğünlerde çaldığı bestelerden giderken, gözü birden bir geçn kıza takılıyor Şamilin. Daha önce hiç görmediği bir kız. O sırada eli ayağa titremeye başlıyor ve akoru şaşırmaya başlıyor ve saçma sapan bir müzik ortaya çıkıyor. Herkes kafasını çevirip Şamile bakmaya bailayınca Şamil olan bitenin farkına varıyor ve hemen olayı toparlıyor. Düğünün sonlarına doğruda düğüne gelenler birer ikişer düğünden ayrılmaya başlıyor. Şamilin gözü yine o kızda. Ne yapıp edip kızın adını öğrenmeye çalışıyor, ve de öğreniyor da Janset. Derken kız ailesiyle birlikte düğünden ayrılıyor. Şamil anlıyor ki kızı bir daha görme şansı yok çünki biliyor ki kız Şamilin köyünden değil. Derken kız gözden kayboluyor. Şamil ogğnden itibaren düğünlere, şenliklere pek katılmamaya başlıyor, içe kapanık bir adam olmaya başlıyor. En sonunda sırtına akordiyonunu alıp atının sırtına atlayıp köy köy gezmeye başlıyor. En son vardığı köyün çeşme başında o günki gördüğü kızı görüyor. Kendisini kıza belli etmemeye çalışıyor, kızı takip ederek kızın girdiği evi öğreniyor. Akşam vakti olunca da bir cesarettir diyip kızın evinin kapısını çalıyor. Kapıyı genç kız açıyor. Kapıyı çaldığı cesaretle kıza şöyle diyor. ‘Rahatsız ettiğim için özür dilerim lakin aileniz evde mi önemli bir mevzu konuşacaktım.’ Kız şaşırıyor içeriyee buyur ediyor Şamili. Şamil kızın babasına olan biteni açık açık anlatıyor ve kendini tanıtıyor. Derken kızın babası sinirlenmiş, demiş ‘Benim akordiyon çalan bir adama verecek kızım yok’ ve Şamili kovmuş evden. Şamil kapıdan çıkmış bir kaç adım atmış, bari son kez yüzünü görüyüm demiş bakmış ve kız kafasını çevirmiş Şamilden geriye ve kapıyı kapatmış. Şamil o günden sonra Akordiyonu bir kenara bırakmış daha çok içine kapannık olmuş.
Aradan bir kaç ay geçmiş ve kapısı çalınmış. Açmış bakmış ki karşısında hatrını kıramayacağı bir amcası. Fazlasıyla ısrardan sonra bir düğünde son kez çalmayı kabul etmek zorunda kalmış. Düğüne gitmiş klasik şarkılardan çalmaya başlamış ve içeriye damat ile gelin gelmeye başlamış. Şamil titremeye başmalış çünki atın üstündeki aylar önce gönlünü kaptırdığı genç kızmış Janset. Şamil işte orada ilhamla, kalbindeki o fevkalade kederle bu eseri bestelemiş. Çalarken gözündeden yaşlar gelmeye başlamış. Bu besteyle gelin ve damat orta yerde dans etmeye başlamış. O günden itibaren bu esre ‘ Ağlatan Dans’ adını vermişler…
- İkinci hikaye ise esasında eseri daha da meşhur eden hikaye
Bu sefer Kafkas dağlarında değil Çukurovada… Genç bir kız… Ailesi çok kötü bir halde, genç kızın babası bu halden kurtulabilmek için kızını bir pamuk ağasıyla sözlüyor. Kız istemese de ailesinin durumunu bildiği için bir kaç ısrardan sonra kabul etmek zorunda kalıyor. Bir iki ay sonra düğünleri var. Derken köye 5-6 kişilik yabancı bir kafile geliyor. Arkadaş grubu… Köylüler ağarlıyorlar, izzeti ikramda bulunuyorlar. İçlerinden bir tanesi bizim pamuk ağasıyla evlenecek olan kızı görüyor ve aşık oluyor. Aslında hikayenin bu kısmı çok enteresan… Seneler seneler önce ölen Şamil ve Jansetin ruhu aslında bu iki genç bedenlerinde tekrar hayat bulmuş gibi. Fakat Jansetin ruhu artık o kadar gaddar değil… Gneç adam bu adige kızı gördüğü yerde aşık oluyor. Genç kızın yanına gidip durumu anlıyor, hislerini anlatıyor. Ama genç kız ailesinin durumunu bildiği için sözlü olduğu için genç adama tüm kapılarını kapatıyor. Genç adamın bu sırada köyde bir kaç günlük vakti var. Bu sürede ne yapıp edip kızı bu sözden vazgeçirmeye çalışıyor. Ama nafile, kız ailesinin dumunu bildiği için vazgeçmiyor. Kafilenin köyden gitme vakti geldiğinde de genç kız yüksekçe bir tepeye gidip kimsenin göremeyceği yerden oğlanı uğurluyor. Sadece genç adam değil bizim çerkes kızı da gönlünü genç adama kaptırıyor. Genç admın gitmesiyle çerkes kızı ağlayarak evine gidiyor ve kendini odasına kapatıyor. Bir gün, iki gün, üç gün… Kendini odasından dışarı çıkarmıyor. Ailesi perişan, kapının önünde bekliyorlar, kızına dil döküyor anası. Babası en sonunda kabul ediyor tamam o pamuk ağasıyla düğününü yapmıcam diyor ama kız nafile odadan dışarı çıkmıyor. En sonunda diyorlar ki bizim kızın en yakın arkadaşını çağıralım belki o ikna eder. onun dilinden anlar diyorlar ve kızı çağırıyorlar. Tam kız eve girdiği sırada kapının önüne geliyor tam o sırada genç kızın odasından bir müzik sesi gelmeye başlıyor. Gneç kız eline akordiyonu almış, senelr seneler önce Şamilin, Ağlatan Qafe adını verdikleri besteyi çalmaya başlıyor. O sırada kızın arkadaşı da kapının önüne diz çöküp beklemeye başlıyor. Bir iki dakika geçtikten sonra, Ağlatan Qafe’nin akordiyonda son tuşuna bastığı anda genç kız, bir patlama sesi geliyor. Kapının önünde bekleyenler apar topar kapıyı kırıp içeri giriyorlar ki bizim çerkes kızının cansız bedenini buluyorlar. O kız akordiyonun son tuşuna, Ağlatan Qafe!nin son tuşuna babasının tüfeğini bağlamış. Son tuşa bastığında da tüfeğin patlamasıyla intihar etmiş.
Aşk sandığın kadar değil yandığın kadar